Uygun koşullarda, cinsel kimlik, cinsel yönelim ve cinsel rol uyumludur. Bir erkek kendini erkek olarak görür, kabul eder, vücudunu erkek olarak algılar, kadınlardan hoşlanır ve dışa vuran cinsel davranışlarında, toplumsal uyumunda erkeksi bir görünümü benimser ve erkeklere uygun toplumsal cinsiyet rollerini gerçekleştirir.
YAZILARIMIZCinsel Kimlik, Çocukta Cinsel Kimlik Gelişimi. Her ne kadar kadın yada erkek olmak, doğuştan getirilen biyolojik ve hormonal özelliklerle oluştuğu düşünülse de, çocuk için cinsel kimlik geliştirmek toplumsal bir öğrenmedir, bu ilk öğrenme anne babadan gözlenen veriler ışığında başlar. Bu biyolojik-hormonal
Dahaönceden cinsel kimlik bozukluğu olarak tanımlanmış bulunan cinsiyetinden hoşnutsuzluk (cinsiyet disforisi) ilk kez DSM-5’ te (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı) psikiyatri literatürüne girmiştir.
DHA. Cinsel gelişim bozukluğu olanlar, Diyarbakır ile Şanlıurfa arasında yaşadıkları yeri 'kabus köy' olarak değerlendiriyor. Maddi imkanı olanlar, ameliyatla erkek olup, bunu kurul
Cinsel Terapi Eğitimi Ders 11-Kadın-Erkek Kimlik Karmaşası ve Cinsel Bozukluklar 2 00:00:00; Cinsel Terapi Eğitimi Ders 12-Terapi Yaklaşımları 00:00:00; Cinsel Terapi Eğitimi Ders 13-Terapi Yaklaşımları-2 00:00:00; Cinsel Terapi Eğitimi Ders 14-Erkek Cinsel İşlev Bozukluklarının Psikolojik Nedenleri 00:00:00
Fast Money. Çocuk, genital organlarının uyarılmasından bebeklikten itibaren zevk alır, bu çocukluk süresince varlığını sürdürür. Çocukluk ve adolesans yılları boyunca kişiler cinsel dürtüyü farklı biçimlerde yaşarlar. Cinsel dürtü, adolesans yıllarının başında erotik fantezi ve erotik ilgilerle kendini çok daha belirgin şekilde ortaya koyar. Yukarıda sözü edilen iki kavramlı, yani çocuğun cinsiyet kimliği ve cinsiyet rol davranışları ile onun ileriki cinsel yönelimleri arasında büyük bir ilişki olduğu düşünülmektedir. Bunların üçü çocuğun cinsel kimliğini oluşturur. Tipik olarak bu durum ilk olarak okul öncesi yaşlarda ortaya çıkar, tanı için bozukluğun ergenlikten önce başlaması gereklidir. Çocukluğun cinsel kimlik bozukluğunda çocuk bu durumundan rahatsızlık duymaz; onu rahatsız eden ailesinin ya da arkadaşlarının beklentileri ile çatışmak, karşılaşabilecekleri takılmalar, alay edilmeler ve reddedilmektir. Erkek çocuklardaki cinsel kimlik bozukluklar konusunda kızlarla ilgili olanda daha fazla bilgi vardır. Çünkü daha belli olur ve çevre buna karşı daha dikkatlidir. Fakat buradaki karşı cinsin giysilerini giyme cinsel uyarılmaya neden olmaz, onlar gibi olmak isteme ön plandadır. Sosyal reddedilme erken okul yıllarında artmaya başlar; çocukluk döneminin ortasına rastlayan yaşlarda en fazladır. Bu dönemde çoğunlukla diğer erkek çocukların utandırıcı takılmaları olur. Çok kadınsı olan davranışlar erken delikanlılık çağında azalabilir. Cinsel kimlik bozuklukları kızlarda nadirdir, daha örtüktür. Cinsel kimlik bozukluğu olan kızlar da geç çocukluk ve delikanlılık çağlarında takılmalardan rahatsız olabilirler, fakat erkekler kadar sosyal reddedilme ile karşılaşmazlar. Çoğu, delikanlılık çağına yaklaşınca erkek etkinlikleri ve giysilerindeki abartılı ısrarlarından vazgeçerler. Bazıları ise erkek özdeşimini sürdürür veya lezbiyen yönelim gösterirler. İzleme çalışmaları, cinsel kimlik bozukluğu gösteren çocukların üçte bir ile üçte iki kısmının adolesans çağında ve sonra yetişkin çağda eşcinsel yönelimleri olduğunu gösterir, çok azında ise transeksualite ortaya çıkar. Gerçekte yetişkinler arasında transeksualite ve transvestismin hayli nadir olduğu bilinmektedir; gerçi gelişmiş toplumlarda bile bireyler bu yönlerini gizledikleri için gerçek oranları saptamak zordur; Bakker ve arkadaşlarının Hollanda’da yaptığı ve 1993’de yayınladıkları bir çalışmada erkeklerde transseksualite 11 bin erkekte 1 ve 30 bin kadında 1 olarak bulunmuştur. Ancak transseksüel erişkinlerin çoğu, çocuklarında bir cinsel kimlik sorunları olduğunu bildirmişlerdir. Pek çok yetişkin eşcinsel erkek, çocukluklarını anlatırken bebeklerle aşırı ilgilendiklerini, kadın giysilerini tercih ettiklerini, kızlarla oynadıklarını ve erkek çocuklara daha çok cinsel ilgili duyduklarını belirtmişlerdir Green 1995. Bele ve ark. göre 1981, eşcinsellerin üçte ikisi çocukları süresince kız oyuncaklarını veya kız elbiselerini tercih etmişlerdir. Bu konuda geniş bir yayın taraması yapmış olan Stein 1993 şu görüşü savunur Her ne kadar bazı yazarlar biyolojik ve genetik faktörlerin eşcinsel erkek ve lezbiyen kızların cinsel yönelimlerinin oluşmasında önemli bir rol oynadığını, bazı yazarlar da toplumsal ve politik güçlerin bu oluşumu etkileyeceğini göstermişlerse de eşcinsellik pek çok etkenin bir araya gelmesiyle oluşur; bunlar psikodinamik, sosyo-kültürel, biyolojik ve koşullara bağlı etkenlerdir; kuramcıların büyük çoğunluğu, yetişkin yaşamındaki cinsel eğilimlere çocukluğun çok erken yaşlarında, hatta 2 veya 3 yaşlarında yön verildiğini savunurlarsa da bu etkenler çocukluk ve gençlik süresince pek çok etkenin üst üste binmesi ve birbirini etkilemesiyle bireyin cinsel yönelimi halini alır.
Karşı diğer cinsiyette olduğuna dair hissedilen güçlü ve kalıcı bir deyişle kadının kendisini erkek veya erkeğin kendisini kadın gibi görmesidir. Cinsel kimlik bozukluğu olan erkek çocuklar geleneksel kadın aktiviteleriyle ilgili olup kız giysileri giymek isteyebilirler. Cinsel kimlik bozukluğu olan kız çocuklar kadınsı giyinmeye karsı olumsuz tavır gösterebilirler ve oyun arkadaşı olarak erkek çocukları tercih de ise diğer cinsiyetin bir üyesi olarak yaşama isteği cinsiyetin toplumdaki rolünü benimseyip böyle yasayabilirler ya da ameliyat ve hormon tedavisiyle diğer cinsiyetin görünümünü kazanabilirler. Cinsel kimlik bozukluğu veya kimlik bunalımı tanısı koyarken belirtilerin normal homoseksüel yönelimin dışavurumu olabileceği çocuklarda, homoseksüel olabilecek bireylerde psikiyatrik bir tanı olan cinsel kimlik bozukluğu tanısı koymak yanlış ve etiğe aykırı olacaktır. Transseksüalite Transseksüel yanlış bedende doğduğuna inanan, cinsel kimlik bozukluğu olan kişilerin cinsel anatomileriyle ilgili olarak derin ve uzun sureli bir uzlaşmazlıkları vardır.. Bazı transseksüeller hiçbir zaman güçlü cinsel duyguları olmadıklarını bildirirler. Bazıları ise kendi anatomik cinsiyetinde olan kişilerden cinsel olarak etkilendiğini söylerken kendilerini homoseksüel olarak adlandırmazlar. Onların bakış acısına göre sevgilileri öbür cinsiyettendir. Diğer bir kısım ise anatomik olarak diğer cinsten olan kişilerden cinsel olarak hepsinin ortak özelliği var olan cinsel organlardan kurtulup diğer cinsiyetin bir üyesi olarak yaşama isteğidir. Transseksüalite eşcinsel yönelimle karıştırılmamalıdır. Eşcinseller gey ve lezbiyenler cinsel olarak kendi cinsiyetinde kişilerden bir erkek sevgili olarak bir erkeği ve lezbiyen bir kadın sevgili olarak bir kadını ve lezbiyenlerin cinsel kimlikleri anatomik cinsiyetleriyle uyumludur ve yanlış bedende doğduklarını düşünmezler. Cinsel organlarından kurtulmak gibi bir düşünceleri yoktur. Transseksüeller ise erken çocukluk dönemlerinde genellikle diğer cinsiyetin oyunlarını ve giyinme şeklini tercih kendini bildi bileli diğer cinsiyete ait olduğunu hissettiğini çok azı ergenlik dönemine kadar transseksüel olduğunu fark etmeden gelir. Erkek transseksüeller çocukken sert erkek oyunlarından hoşlanmadıklarını, bebeklerle oynamayı ve süslü elbiseler giymeyi sevdiklerini transseksüeller ise genellikle elbise giymekten hoşlanmadıklarını, erkeksi davranışları olduğunu ve çoğunlukla erkek oyunları oynadıklarını ve oyun arkadaşı olarak erkekleri tercih ettiklerini bildirirler. Ergenliğe geçiş transseksüeller için özellikle zor bir bedensel değişim vücutlarından duydukları rahatsızlığı transseksüeller memelerinin büyümesinden ve adet görmekten nefret bağlayarak veya bol giysiler giyerek saklamaya ise ameliyatla memelerini aldırır. Transseksüalitenin nedeni bilinmemektedir. Ancak biyolojik etkenlerin önemli olduğuyla ilgili bilimsel veriler giderek ağırlık kazanmaktadır
Cinsel kimlik bireylerin kendilerini tanımlama şekilleridir. Cinsel kimlik bozukluğu tedavisinde farklı teknikler kullanılabilmekte olup, en önemlisi psikolojik EdilmezseNe İyi Gelir?Ne İyi Gelmez?İlaçlarıAmeliyatıGebelikteÇocuklardaBebeklerdeHangi DoktorTümüCinsel Kimlik Bozukluğu Nedir?Bireyleri oluşturan yapı taşlarından biri cinsel kimliktir. Cinsiyet kimliği ve cinsel kimlik birbirinden farklı kavramlardır. Cinsiyet kimliği, kromozomların etkisiyle var olan kimliğimiz iken cinsel kimlik bireylerin kendilerini tanımlama şekilleridir. Örneğin, XX kromozomlu sağlıklı birinin cinsiyet kimliği kadın iken, bu birey kendini erkek olarak tanımlayabilir. Tanımladığı bu durum ise bireylerin cinsel kimliğidir. Cinsel kimlik ise cinsel davranışların bir davranışlar, kısacası doyumlarımızın bir ürünüdür. Yani bireyler, bahsedilen cinsel ihtiyaçlarını karşılamak adına birtakım dışavurumları kullanır ve bir şekilde kendini tatmin eder. Cinsel davranışlar, doyum için yapılan bu dışavurumların bir bütünüdür. Doyum sağlamak veya cinsel anlamda bir bağ kurmak için ortaya çıkan cinsel davranışlar, sadece fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılamamaktadır. Aynı zamanda birileri tarafından korunma, beğenilme arzularımız ve onaylanma arzularımız gibi duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılamamıza yardımcı cinsel anlamda ortaya çıkan bu davranışları birtakım cinsiyetlere yönelir. Bu duruma da cinsel yönelim adı birey sadece karşı cinse karşı bir ilgi hissediyorsa heteroseksüel birey sadece kendi cinsine karşı bir ilgi hissediyorsa homoseksüel veya eşcinsel birey sadece kendi cinsine veya karşı cinse ilgi duymuyor, her iki cinse karşı da bir ilgi içerisinde ise, bu duruma da biseksüel birey, karşı cinste var olan birtakım davranışları benimsemek veya üstlenmekten keyif alması veya ilgi duyması travesti olarak bireyler ise, cinsiyet değişmelerinin gerektiğini yani karşı cinse ruhsal anlamda ve bedensel anlamda ait olmaları gerektiğini düşünen bireyler için yapılmış bir cinsel kimlik veya cinsel yönelim hakkında birbirinden farklı ve yanlış önyargılar veya inanışlar eşcinsel bir erkek kendini kadın gibi hissetmez veya eşcinsel bir kadın da aynı zamanda kendini bir erkek gibi hissetmez. Fakat toplumda bu bireylerin kendilerini karşı cins gibi hissettikleri algısı olabilmektedir. Bu durum da bu bireylerin toplumdaki konumlarını ve ilişkilerini ciddi ölçüde etkileyebilmektedir. Cinsel Kimlik Bozukluğu BelirtileriCinsel kimlik bozukluğunun erişkinlik döneminde ve çocukluk döneminde birbirinden farklı belirtileri bulunmaktadır. Fakat bu belirtilerin var olması, özellikle çocuğun cinsel kimlik bozukluğu olduğunu göstermemektedir. Ayrıca bu belirtilerin dışında farklı birtakım belirtiler de oyun oynarken genellikle cinsiyetine uygun oyunlar seçmeyi tercih ederler. Fakat bazı çocuklar sürekli olarak karşı cins ile beraber karşı cinsin oyunlarını tercih ediyorsa ve hemcinslerini reddediyorsa cinsel kimlik bozukluğundan bir çocuk cinsel organını reddediyorsa veya karşı cins gibi cinsel organı olmasını arzuluyorsa cinsel kimlik bozukluğu belirtisi olarak karşımıza bir çocuk, sürekli karşı cinsin kıyafetlerini gitmeyi arzuluyorsa ve bunun için ebeveynlere diretiyorsa, bu durum da cinsel kimlik bozukluğu açısından sorgulanmalıdır. Örneğin erkek bir birey, sürekli kadın kıyafetleri giymek istiyorsa ve ailesi tarafından ona alınan erkek kıyafetlerini giymeyi reddediyorsa, bu durum bir belirti olabilmektedir. Aynı örnek kız çocukları için de Kimlik Bozukluğu NedenleriBireylerin psiko – sosyal gelişimi yaklaşık 2 yaşından sonra başlar. Cinsel yönelim ise ergenliğin ilk dönemlerinde başlamaktadır. Cinsel kimlik bozukluğunun birçok nedeni olabildiği gibi, bu nedenlerin herhangi bir kesinliği bulunmamaktadır. Cinsel kimlik bozukluğuna neden olan durumun bilinmesi, tedavide başarı şansını nedenler cinsel kimlik bozukluğuna neden olabilmektedir. Örneğin adrenal bezin bir takım genetik hastalıkları bulunmaktadır. Adrenal bez, östrojen ve testosteron üretim merkezidir. Bu bölgedeki herhangi bir rahatsızlık, çocukların cinsel organ gelişimini nedenler de cinsel kimlik bozukluğuna neden olabilmektedir. Östrojen veya testosteronun fazla salınmasına neden olabilecek herhangi bir durum, cinsel kimlik bozukluğu için bir neden – sosyal nedenler de aynı zamanda cinsel kimlik bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu durumda da bireylerin yaşadıkları çevre, kültürleri ve yaşayış biçimleri bu durumu etkilemektedir. Cinsel Kimlik Bozukluğu TeşhisiCinsel kimlik bozukluğu teşhisinde DSM – 5 kriterleri kullanılmaktadır. Bu kriterlere yıllar içerisinde yenileri de eklenebildiği gibi, var olan kriterlerin bir kısmı da çıkarılabilmektedir. DSM – 5, cinsel kimlik bozukluğunu; “Gençlerde ve erişkinlerde cinsel kimliğinden yakınma” ve “Çocuklarda cinsel kimliğinden yakınma” olarak 2 ayrı başlıkta incelemektedir. Bu bölümde gençler ve erişkinlerde cinsel kimliğinden yakınma başlığı kişinin yaşadığı veya dışa vurduğu cinsel kimlik ile kişideki primer veya ikincil cinsel özellikleri arasında belirgin bir uyumsuzluk varsa,Kişinin yaşadığı veya dışa vurduğu cinsel kimliğin, kişideki primer ve / veya ikincil cinsel özellikler ile arasında bir uyumsuzluk olduğu için, kişinin primer ve / veya ikincil cinsel özelliklerini red etmesi,Eğer kişi karşı cinsin primer ve / veya ikincil özelliklerini fazlaca istiyorsa,Eğer kişi, karşı cinsten biri olmak istiyorsa veya onun için belirlenmiş olan cinsel kimlikten farklı biri olmak istiyorsa,Eğer kişi, karşı cinsten biriymiş gibi ona karşı davranılmasını istiyorsa,Eğer kişi, kendinde karşı cinse özgü duygu, düşünce ve tepkilerin olduğunu düşünüyorsaBahsedilen bu özelliklerden en az 6 özelliğin olması ve bu özelliklerin en az 6 ay devam etmesi Kimlik Bozukluğu TedavisiCinsel kimlik bozukluğunun tedavisinde, hastanın isteklerinin, yaşının veya beklentilerinin önemi büyüktür. Bu belirteçlere göre tedavi planı yapılmaktadır. Tedavideki amaçlar ise, bireylerin sosyal yaşamda dışlanmalarını engellemek, altta yatan sebebin Tedavi Bu tedavi yönteminde farklı teknikler kullanılabilmektedir. Örneğin ayırımcı sosyal dikkat ve sosyal pekiştirme terapisinde, terapist en başta çocuğun ne denli karşıt cins oyuncak ve kıyafetlerine ilgisi olduğunun belirlemiş durumda olur. Ardından aile üyelerinden biri odaya alınır ve çocuk oyuncaklarını eline aldığında tepkiyle karşılaşır. Örneğin karşıt cinsin oyuncağını aldığında, çocuğu görmezden gelmek, kendi cinsinin oyuncağını aldığında ise onu desteklemenin faydalı olduğu görülmüştür. Bu terapiye ek olarak psikanalitik ve psikanalitik yönelimli psikoterapi de bireylerde de terapiler, hastanın yaşına, beklentisine göre yapılmaktadır. Ardından bu bireylerin yönelimine göre cinsiyet değiştirme ameliyatı Kimlik Bozukluğu Tedavi EdilmezseCinsel kimlik bozukluğu, tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi edilmediği takdirde, erken yaşta ortaya çıkan belirtiler, bireylerin ileriki yıllarında ciddi psikolojik sorunlara yol açmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda bu duruma, toplumsal ve mesleksel sorunlar da eklenebilmektedir. Bu durum istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir. Toplumsal bu sıkıntılar, bireylerin daha depresif olmasına neden olabilmekle beraber intihar düşüncelerinin de artmasına neden Kimlik Bozukluğuna Ne İyi Gelir?Cinsel kimlik bozukluğu çocukluk yaşlarında belirtilerini gösteren bir durumdur. Bu durum ileriki dönemlerde ciddi sorunlar yaratabilen bir durumdur. Bu yüzden ebeveynlerin bu bireylere karşı oldukça dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle bu bireylerin dışlanmaması gerekmektedir. Çünkü cinsel kimlik bozukluğu ilk tanı aldığı dönemlerde, genellikle ailelerin kabullenmemesiyle bu süreç başlamaktadır. Bu durum da bu bozukluğun tedavi edilmesini Kimlik Bozukluğuna Ne İyi Gelmez?Cinsel kimlik bozukluğu erken dönemde belirtilerini verebilmektedir. Tedavinin en önemli kısmından biri psikolojik destek ve aileyle beraber terapiye olan uyumdur. Bireyler bu dönemlerde sosyal çevreden destek görmelidirler. Gerek aile gerek çevreden destek görmeleri gerekmektedir. Eğer ki aileler bu durumu kabul etmezlerse veya çevrelerinden büyük bir baskı ve dışlanma durumu olursa, bu terapinin güçleşmesine neden olur. Aynı zamanda ileriki dönemlerde, bu bireylerin depresif olmasına ve hatta intihar etmesine neden Kimlik Bozukluğu İlaçlarıCinsel kimlik bozukluğunda ilaçlar hastanın beklentilerine göre kullanılmaktadır. Bu bireylere hormon adı verilen bir takım östrojen veya testosteron içeriği değişken olan medikal tedaviler Reseptör Agonistleri Erken ergenlik, prostat kanseri gibi kullanım alanları olan bu ilaç grubunda, erkekler için anti – androjen etki yapmaktadır. En sık yan etkisi, sıcaklık basması, libido azalması, osteoporoz, kas kitlesinde azalmadır. Bu ilaçlar Löprolid, Gosarelin, Nafarelin, Busarelin ve Triptorelin gibi Kimlik Bozukluğu AmeliyatıCinsel kimlik bozukluğunda, bireylerin isteklerine, duruma göre cinsiyet değiştirme ameliyatı uygulanabilmektedir. Bu ameliyat için 18 yaşını doldurmak gerekmektedir. Aynı zamanda mahkeme kararınca izin verilmesi ve bu ameliyatın bireylerin ruh durumu açısından gerekli olması birey, kadın cinsiyetine geçiş yaparken; Erkek bireyin penis ve yumurtalıkları ürologlar tarafından alınmaktadır. Kadından erkeğe geçiş yaparken, kadınların göğüsleri plastik cerrahlar tarafından, kadın üreme organları ise kadın doğum uzmanları tarafından alınmaktadır. Kadınlar için penis yapımı ise, kolun iç yüzeylerinden bir deri parçası alınır ve mekanik bir şekilde penis Cinsel Kimlik BozukluğuHamilelikte cinsel kimlik bozukluğu sık rastlanan bir durum değildir, çünkü cinsel kimlik bozukluğu uzun bir süreç sonrası var olan bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde bir takım sıkıntılara yol açabilen bu durum, gebelik esnasında ani bir şekilde ortaya çıkması Cinsel Kimlik BozukluğuCinsel kimlik bozukluğu DSM kriterlerine göre tanımlanmaktadır. En son yayınlanan DSM – 5 kriterlerine göre cinsel kimlik bozukluğu; “Gençlerde ve Erişkinlerde cinsel kimliğinden yakınma” ve “Çocuklarda cinsel kimliğinden yakınma” olmak üzere iki ayrı başlık altında çocuk karşı cinste bir birey olmayı çok istiyorsa veya bunun için oldukça fazla diretiyorsaErkek bir çocuk, eğer karşı cinsin kıyafetlerini giymek için istekliyse veya karşı cins gibi giyinmek için aşırı derecede öykünme varsa,Kız çocuk ise, erkek kıyafeti giymek için istekliyse veya kadınların giydiği giysileri giymemek için bir diretme halindeyse,Eğer çocuk düşlemsel oyunlarında kendini karşı cins olarak görüyorsaEğer çocuk oyun oynarken genellikle karşı cinsin oyuncaklarını kullanıyorsa veya karşı cinsin etkinliklerine katılıyorsa,Eğer çocuk oyun oynarken, arkadaşlarını sürekli karşı cinsten seçiyorsaEğer erkek çocuk, erkeklerin genellikle oynadığı oyuncakları veya oyunları reddediyorsa, itiş ve kakışa neden olacak oyunlardan uzak duruyorsa,Eğer kız çocuk, kızların oynadığı oyun veya oyuncaklara karşı mesafeliyse, yani bu etkinliklere karşı diretiyorsa,Eğer çocuk cinsel yapısından hiç haz etmiyorsaBahsedilen özelliklerin en az 6 tanesinin, en az 6 ay boyunca devam etmesi göstermiştir ki, yetişkinlik döneminde cinsel kimlik bozukluğu olan bireylerin, aslında çocukluk döneminde de karşıt cinsin davranışlarına veya özelliklerine sahip olduklarıdır. Erkek çocuklarında, kız çocuklarına göre 3 kat daha fazla görülen cinsel kimlik bozukluğu genellikle aileler tarafından 3 yaşından önce fark döneminde görülen cinsel kimlik bozukluğu hakkında net olmayan nedenler öne sürülmüştür. Örneğin erkek gibi davranış gösteren kız çocuklarının, babalarına karşı çok düşkün oldukları ve onları bir rol model aldıkları gösterilmiştir. Fakat erkek gibi davranışa sahip olmak veya kadın gibi davranışa sahip olmak gibi kavramlar bireylerin bulundukları kültüre, yaşadığı coğrafyaya bağlı kavram olmasından dolayı, net bir ifade Cinsel Kimlik BozukluğuBebeklerde cinsel kimlik bozukluğu genellikle bir enzim eksikliği veya genetik hastalıklarla ilişkilidir. Örneğin adrenal bezleri ilgilendiren 21 – Alfa Hidroksilaz enziminin eksikliği ile kız bebeklerin normalde dişi olması gereken cinsel organı, çok daha farklı bir dış genitale neden olabilmektedir. Bu hastalığın tedavisinde eksik olan enzimin yerine koyulması Kimlik Bozukluğu için Hangi Doktora Gidilir?Cinsel kimlik bozukluğunun tedavisinin erken olması bireyin ileriki yaşamı için oldukça önemlidir. Bunun için özellikle çocukluk dönemlerinde ebeveynlerin, çocukları hakkında dikkatli olmaları gerekmektedir. Örneğin erkek çocuk sahibi ebeveynler, çocuklarında karşıt cinse yönelim hissederlerse, karşıt cinsin oyuncaklarını oynamada ısrar görürlerse, karşıt cinsin kıyafetlerini giymek için ekstra bir çaba görürlerse Çocuk Psikiyatrisine başvurmalıdırlar. Bazı ebeveynlerin, bu durumu gelip geçici bir durum olarak görmesi de cinsel kimlik bozukluğunun geç tanı almasına sebebiyet verebilmektedir.
Kimliğin önemli bir bileşeni cinsel kimliktir. Kişinin cinselliği ve tüm kişiliği öylesine karışmıştır ki tek başına cinsellikten ayrı bir özellik olarak söz etmek neredeyse imkânsızdır. Yumurta tavuk hikâyesinde olduğu gibi, cinsellik tüm kişiliği, kişilik yapısı da cinselliği olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bireyin cinselliği tarafından etkilenmiş olan kişilik gelişimini ve işlevini vurgulamak için psikoseksüel terimini kullanmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Ayrıca biyolojik, sosyal ve psikolojik anlamda kişinin kadın ya da erkek olmasını algılama ve kabulü, bu algı ve kabul doğrultusundaki cinsel yönelimleri ile cinsel davranışları cinsel kimliğin gelişimindeki önemli aşamalardır. Cinsel kimlik, cinselliğin farklı boyutları olan biyolojik, fiziksel, psikolojik, zihinsel ve sosyal süreçlerin etkileşimi ile gelişir, oluşur ve olgunlaşır. “Cinsiyet”, “toplumsal cinsiyet” ve “cinsiyet rolleri”, “cinseldavranış”, “cinsel yakınlık”, “cinsel yönelim” gibi pek çok kavram, zaman zaman birbirleriyle karıştırılan ya da birbiri yerine kullanılan kavramlar olsa da cinsel kimliği açıklayan ana kavramlardır. Cinsel kimlik ve cinsiyet kimliği kavramlarının birbirleri ile karıştırılmaması önemlidir. Cinsel kimlik, bireyin cinsel ve ilgili diğer davranışsal eğilimleri, vücut görüntüsü ve bunların toplumsal yansımalarının birlikte algılanması ile ilgili ve cinsiyet kimliğinden daha geniş kapsamlı olan bir kavramdır. Cinsiyet kimliği kavramı yalnızca bireyin kendini dişi ya da erkek olarak algılaması ile kısıtlıdır ve cinsel yönelimden ayrıdır. Cinsel kimlik bazen cinsel yönelimle eş anlamlı gibi kullanılsa da iki kavram birbirinden ayrı öğeler içerir. Cinsel kimlik kişinin cinselliğini algılaması ve bu algının toplum tarafından sunulan modellerle olan karmaşık ilişkisi, cinsel yönelim ise yalnızca kişinin cinsel istekleri, bağlılıkları ve düşleri anlamında kullanılabilir. Bu nedenle cinsiyet kimliği, cinsel kimlik ve cinsel yönelim ayrı süreçler olarak incelenmelidir. CİNSİYET KİMLİĞİ Eşeysel Kimlik – Sexual Identity Cinsiyet, insanın biyolojik olarak dişi ya da erkek olmasını belirleyen temel özellikleri tanımlar. Cinsel kimliğin ilk tohumları biyolojik olarak döllenme sürecinde atılır. Kişi doğduğu anda bedensel cinsiyeti bellidir. Yani bütün çocuklar dişi ya da erkek cinsel organları ile doğarlar. Çok nadir olarak, hem kız hem erkek organına sahip olarak doğanlar olabilir. Cinsiyet kimliği; kromozomları, dış genital organları, iç genital organları, hormonsal yapıyı ve ikincil seks özelliklerini içeren kişinin biyolojik cinsel özellikleridir. CİNSEL KİMLİK GENDER IDENTITY Cinsel kimlik; kişinin dişilik veya erkeklik algısıdır. Cinsel kimlik, kişinin erkek ya da kadın olarak biyolojik varlığının farkına varması ve kabul etmesidir. İki veya üç yaşlarında hemen herkesin “ben erkeğim” veya “ben kızım” diye katı bir fikri vardır. Cinsel kimlik davranışın erkeksi veya kadınsı psikolojik yönlerini yansıtır. Kişinin cinsiyeti ile cinsel kimliği çoğu zaman iç içe girmiştir. Biyolojik faktörler eksiksiz gelişimini tamamlasa bile erkeklik ya da kadınlık hissinin gelişiminde bir sorun olabilir. Peki, çocuk, kendi cinsine ait duygu, düşünce, tutum ve davranış özelliklerini nasıl kazanır? Kız ve erkek çocukların beden yapıları ve iç salgı bezleri bakımından doğuştan itibaren ayrı yaratılmışlardır. Bir çocuğun kız ya da erkek doğması, cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur ama yeterli ve tek koşul değildir. Cinsel kimlik başta anne-baba olmak üzere aile üyeleri, öğretmenler ve yakın arkadaşlarla yaşanan sonsuz deneyimlerden köken alır. CİNSEL ROL GENDER ROLE Toplumsal öğrenme kuramına göre cinsiyet rolünü öğrenme, ilk çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca süren bir süreçtir. Çocuklar kız veya erkek davranışları ödüllendirildiğinde, cezalandırıldığında ve erkeksi/kadınsı davranış modellerini gözlediklerinde cinsiyet rollerini öğrenirler. Yani çocuk cinsiyeti ile ilgili farklılıkları gözlem ve deneyimleri ile öğrenmektedir. Cinsel kimliğin tamamlanması ve oluşumu ergenlik yıllarında olsa da cinsel kimliğin temelleri daha çok ödipal dönemde yaşanan ödipal çatışmanın açılımlarıyla atılmaktadır. Hatta çocuk 3 yaşından önce de sosyal öğrenme ile cinsiyet rollerinin farkına varır ve cinsel kimliğinin temellerini yavaş yavaş oluşturabilir. 3 yaşına doğru çocuklar kız erkek ayrılığını fark edip incelemeye koyulurlar. Bu nedenle Anna Freud, insanda cinsel içgüdülerin 13–15 yaşlarında ansızın ortaya çıkmadığını, çocuğun gelişimiyle birlikte işlev kazandığını ileri sürmüştür. Ödipal döneme giren bir çocuk yaklaşık 3 yaşlarında “ben erkeğim” ya da “ben kızım” şeklinde cinsel kimliğine ilişkin temel algıları oluşturmaya ve bebeklerin nereden geldiğini sormaya başlar. Ardından bebeğin anne karnına nasıl girdiğini sorar. Bu dönemde “merak” duygusu ön plandadır. Cinsel davranış, kişinin cinsel olarak ne yaptığı ile ilgilidir. Arzu, fanteziler, eş arama, kendi kendine doyum sağlama ve cinsel gereksinimlerini dışa vurmak ve doyurmak için yapılan tüm diğer etkinlikler cinsel davranış tanımı içine girebilir. Cinsel davranış kişinin biyolojik faktörlerinin getirdiği özelliklerden dolayı toplumun beklediği ve kabul ettiği davranışlardır. Öğrenmeyle yaşanılan deneyimler, örnek almalar, özdeşimler ve bir dizi duygusal süreçlertarafından belirlenen cinsel davranışlar, cinsel kimlikle çok yakından ilişkilidir. Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında anne babası ile olan özdeşimde önemlidir. Kız çocukla annesi, erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşim o kadar kolay olur. Cinsel rol cinsel kimlikle ilişkili olan ve bir anlamda ondan kaynaklanan bir davranıştır. Yani kişinin bir erkek veya kadın statüsüne sahip olmak üzere söylediği veya yaptığı bütün her şeydir. Cinsel rol, kadının ve erkeğin nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını ve nasıl hissedeceğini belirleyen aile ve toplumsal çevre tarafından verilen bir roldür. İlk aylardan başlayarak anne ve baba; bebeğin cinsiyetine uygun davranmaya özen gösterir, kız ve erkek çocuktan beklentileri farklıdır. Evde kazanılan cinsel kimlikler, çevrede pekişerek olgunlaşır. Okul yıllarında çocuklar kendilerini hem cinslerinin tepkilerine göre algılarlar. Bu yıllarda karşı cinse düşmanıymış gibi bakabilirler. Bu durum 12–14 yaşlarında kaybolmaya başlar. Ergenlik döneminde cinsel organlar ve mastürbasyon keşfedilir, karşı cinsle yakın ilişkiler kurulur. Ergenliğin getirdiği biyolojik ve fiziksel değişiklikler karşı cinse olan düşmanlığın hayranlığa dönüşmesini sağlar. Kız ve erkek ergenler birbirlerine yakınlaşmaya, birbirlerinin ilgisini çekmeye ve birlikte bir şeyler yapmaya başlarlar. Ancak cinsel yönelimin daha çok göze battığı ve fark edildiği ergenlik dönemi; kendinin çoğunluktan farklı olduğunu algılayan bir ergen için ağır sorunların yaşandığı bir dönemdir. Toplumsal, siyasal, bölgesel ve kültürel farklılıklar cinslerin üsteleneceği roller de farklılıklara yol açabilir. Sosyalleşme süreci ve kültürü içinde edinilen kadın ve erkek olma özelliklerine işaret eden toplumsal cinsiyet; toplumsal ve kültürel olarak onaylanmış ve belirlenmiş cinsiyeti, cinsiyet kimliğinden ayırmak üzere kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle cinsel rol, toplumsal cinsiyetin bir parçasıdır. Bazı kültürlerde erkeğin mutfakta herhangi bir iş yapması erkek cinsel rolü ile bağdaşmazken, başka bir kültürlerde ev işlerinin paylaşılmaması bencillik ve olgunlaşmama belirtisi olarak algılanabilir. Ülkemizde kız çocuklarına daha duygusal, daha uysal, daha söz dinleyen, daha yardıma ihtiyaç duyan bir rol biçilirken; erkek çocuklarına ise; daha katı, daya yaramaz, daha az söz dinleyen, daha saldırgan, bağımsız davranmaya meyilli bir rol yüklenmektedir. Ayrıca erkek cinsel rol deneyimleri daha çok kendi kendine deneyimleri kapsar, aktif ve bağımsız bir rolün kabul edilmesini kolaylaştırır. Erkelere direk ifade edilmese de üstü kapalı olarak mastürbasyon izni verilir. Mastürbasyon çok az tensel duygu ile yapılır, tümüyle boşalmaya yönelmiştir. Kadın cinsel rol deneyimleri ise pasifliği, başkalarının gereksinim ve taleplerine yanıt verir olmayı destekler. Kadınlara cinsel uyarılmanın cinsel terimlerden çok romantik terimlerle nitelendirilmesi öğretilmektedir. Kinsey, mastürbasyonun kadınlarda orgazma ulaşmanın en etkili yolu olsa da en sık başvurulan seksüel aktivite olmadığını tespit etmiştir. Masters ve Johnson 1966 fizyolojik olarak en yoğun orgazmın mastürbasyonla olmasına karşın doyum duygusunun cinsel birleşmeyle daha fazlı olduğunu kadınlarda cinsel aktiviteler sırasında en büyük zevkin “duygusal yakınlık” “yumuşaklık”, “sevilen biriyle derin duyguların paylaşımı” yanıtlarını almıştır. Bu bulgular kadınların öncelikle cinsel aktivitelerin duygusal ve kişiler arası yönlerine değer verdiklerini ve bunlardan yoğun haz aldıklarını göstermektedir. Sosyalleşme süreci erkeklere erkekliklerini ispat etmeyi, gösteri yapmayı, başarmaya odaklanmayı veya çevrelerini kontrol etmeyi öğreti cinsel yakınlık ve ilişki sırasında da kendini gösterir. Erkeğin cinsel anlamda sosyalleşmesinin 3 önemli temeli vardır. Bunlar; 1-Kadını cinsel bir meta olarak görme Genç yaşlardan itibaren erkekler genellikle kadınları cinsel bir meta olarak görmeye veya algılamaya başlarlar, hatta programlanırlar. Çünkü cinselliğin ayıp, yasak, günah veya kötü olarak algılandığı dünyada cinsellik bir meta haline gelebilir. Zamanla kadın, “hani bana âşıktın, nasıl başka bir kadınla yatabildin?” diye sorarken; erkek ise “o kadın sadece bir seferlik ilişkiydi, sana duyduğum aşkla ne ilgisi var?” diyebilecek bir duruma gelebilir. 2-Saplanma Erkekler cinsel aktivitelerin bir parçası olarak göğüsler, vajina, bacaklar, kalça vb. kadınların bedenlerinin bir bölümüne saplanmayı veya odaklanmayı öğrenirler. Freud’a göre bu saplanma, kişinin karakterindeki kontrol edemediği haz düşkünlüğünün çocukluğundaki gelişim dönemlerinin birinden kalan yansımasıdır. Eğer bir kişi psikoseksüel gelişim aşamalarındaki belirli bir evrede gerekli hoşgörü ve ilgiyi bulamazsa ya da o belirli evre içersinde üzerinde iz bırakabilecek bir olay yaşamışsa bu insan yetişkinliğinde saplanma yaşayabilir. Yani cinsel hazzını çocukluğundaki gibi gidermeye çalışır. Örnek olarak, beklenmedik bir şekilde aniden sütten kesilmiş bir çocuk gibi oral döneme saplanır kalır. Tıpkı emzirilen bebek gibi pasif ve bağımlı bir karaktere bürünebilir, her şeyi partnerinden bekler, cinsellikte aktif bir rol üstlenmez. Yarım kalan duygularını tatmin etmek için kendini sigara, alkol gibi haz veren maddelere ya da aşırı yemeye verebilir. 3-Elde etme Cinsel konularda bir erkek, bir kadını bir şeye indirgemeyi başardığında ve cinsel doyuma ulaştığında bilinçdışı olarak o kadını elde etmiş olur. Hite, bazı erkeklerin cinsel dürtü kavramını; kendilerini kadınlardan ayırmak ve kendilerini aktif ve saldırgan olarak pasif olan kadının tam tersi şeklinde tanımlamak için kullandıklarını söylemiştir. Bazı erkekler için erkekliklerinin ispatı sadece iyi bir cinsel aktivitede bulunmak değil, aynı zamanda bilinçdışı olarak kadına sahip olmayı, onu elde etmeyi, ilişkide kendini baskın, güçlü ve üstün hissetmeyi de içermektedir. Kadının ve erkeğin cinsel anlamda yaşadığı sosyalleşme dramatik olarak birçok boyutta birbirinden ayrışır Erkek Kadın —kontrol etme —acizlik —cinsel organlara odaklı cinsel aktiviteler —genelleşmiş tensel haz —cinsel metalaştırma, saplanma ve elde etme —aşk veya romantik bağlılık —performansa ve başarıya odaklanma —sürece odaklanma Kadınlar ve erkekler yukarıdaki gibi farklı amaç ve beklentilerle cinsel anlamda yakılaştıklarında veya cinsel aktivitelerde bulunduklarında, sorun yaşanması kaçınılmazdır. Cinsel yakınlık, cinselliğin ruhun ve bedenin paylaşılması, yakın beden teması olarak haz alıp, haz vermeyi amaçlayan bir şekilde yaşanmasıdır. Cinsel yakınlık insan ilişkilerine ait 3 temel ihtiyaç ve arzunun doyumuna doğrudan olanak verebilir. Bunlar, —Bir bebek gibi bir çocuk gibi sevilme, bakılma, korunma arzuları, —Hayran olunma, beğenilme, onaylanma arzuları, —Arzulanma, âşık olunma ve istenilme arzuları. Aşk, karşılıklı beğenme, birlikte olmaktan mutlu olma, geleceğe dair güzel hayaller kurma, düşünsel ve duygusal boyutta cinsel bir yaşantı anlamına gelebilir. Karşılıklı aşk ve bu 3 temel arzuyu barındıran cinsel yakınlık; mutlu bir ilişkinin, sağlıklı ve haz verici bir cinselliğin olmazsa olmaz koşuludur. Bu 3 temelden sadece bir ya da ikisi üzerine oturan ya da bir alanda doyumu eksik kalan birliktelikler yeterli ölçüde doyum ve mutluluk vermedikleri için, yaşamdan alınan keyif ve mutluluk önemli ölçüde sınırlanır, çatışmalı ilişkiler yaşanabilir. Sözgelimi sadece korunma, sevilme veya bakılma ihtiyaçlarını karşılayan çok sayıda birliktelik vardır. Bu çiftler birbirlerine düşkün ve bağımlı olurlar ancak aralarındaki ilişki çoğu zaman bilinçdışı anne-oğul ya da baba-kız ilişkisinin yeniden kurulmasının patolojik bir biçimidir. Bu durumda aşk ve cinsellik sağlıklı, yeterli ve doyumlu olarak yaşanmaz. Çünkü çiftler hoş duygular içinde birbirine yakın olmalı, sohbet etmeli, dokunarak, sarılarak, öpüşerek, masaj yaparak, birlikte banyo yaparak, birlikte sarılıp uyuyarak, hatta birlikte mastürbasyon yaparak ya da değişik pozisyonlarda cinsel birleşme yaşayarak birlikte haz almalı ve hazzı artırarak ruh ve bedenlerini paylaşmalıdırlar. Cinsel yönelim bir kişinin, bir başka bireye karşı duygusal, düşünsel, romantik ve cinsel şehvet ile yaklaşımıdır. Bu yaklaşım her zaman cinsel eylemi gerektirmez, hatta çoğu kez duygusal, düşünsel, romantik ve fantezi düzeyinde kalabilir. Cinsel yönelim heteroseksüel, eşcinsel ve biseksüel kavramlarını içeren geniş bir yelpazede gözlemlenebilir. Bir kişi yalnızca karşı cinse eğilim duyuyorsa heteroseksüaliteden, yalnızca kendi cinsinden kişilere cinsel ilgi duyuyorsa eşcinsellikten, her iki cinsten kişilere ilgi duyuyorsa biseksüaliteden söz edilebilir. Yani cinsel yönelim; kişinin cinsel ve duygusal olarak çekim duyduğu cinsiyete göre tanımlanan bir özelliktir. —Heteroseksüel Kişinin karşı cinsiyete cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır. —Eşcinsel Homoseksüel Kişinin kendi cinsiyetine cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır. Eşcinsel kadın ve erkeklerin bedensel cinsiyetlerine herhangi bir itirazları yoktur, sadece aynı cinsten bireylerle cinsel ilişki kurmak isterler, cinsel yönelimleri kendi cinslerinedir. —Biseksüel Kişinin her iki cinsiyetten olanlara cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır. —Travesti Karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, karşı cinsin davranışını sergilemekten cinsel haz alan kimselerdir. —Transseksüel Cinsiyetini değiştirmesi gerektiğine, ruhsal ve bedensel olarak diğer cinsiyete sahip olması gerektiğine inanan kişidir. Kişi sahip olduğu biyolojik cinsiyet özelliklerini reddeder, karşı cinsten biri olarak görülme ve karşı cinse benzeme isteği içindedir, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hisseder. Transseksüellik de hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Ameliyat olmamış/olamamış gerçek bir transseksüel cinsel kimlik olarak karşı cins özelliklerini gösterebilir ve cinselliği doğrudan karşı cinse yöneliktir. Heteroseksüel, eşcinsel veya biseksüel erkeklerin, bedensel cinsiyetleri de cinsel kimlikleri de erkektir. Aynı şekilde heteroseksüel, eşcinsel ya da biseksüel kadınların da, bedensel cinsiyetleri ve cinsel kimlikleri kadındır. Yani sanılanın aksine eşcinsel erkekler kendilerini kadın gibi ya da eşcinsel kadınlar kendilerini erkek gibi hissetmezler. Freud’un klasik dürtü çatışma kuramına göre, erkek eşcinselliğinin temelinde çözümlenmemiş ya da sağlıksız geçilmiş ödipal çatışmalar yer almaktadır. Ödipalin sağlıklı çözülebilmesi için çocuk bir taraftan baba ile özdeşim kurmaya ve baba gibi olmaya çalışırken, bir taraftan da anne için babayla rekabete girmeli, taktikler geliştirmeli ve babayla uzlaşarak hadım edilme korkusundan pipi kesilme korkusu kurtulmalıdır. Bu sayede cinsel kimliği ortaya çıkacaktır. Ödipal dönemin sağlıksız geçirilmesinde ise; çocuk anneye olan ödipal bağını kopartamaz, otoriter, mesafeli veya aşırı pasif baba ile sağlıklı özdeşim kurama, ilişkilerinde kopukluk olur, baba ile çatışmaları yoğunlaşır, hadım edilme korkuları artar ve anneye duygusal bağlılık ve bağımlılık duyar, böylece cinsel alanda anne gibi bir tutum geliştirir ve zamanla eşcinselliğe kayacak olan sıkıntılı bir cinsel kemliğin temeli atılır. Derin ego’nun kullandığı ilkel savunma mekanizmalarının yeterli olmayışı ile eşcinsellik veya transseksüalite yönünde cinsel davranış ve kimliğin belirlenmeye başlar. Yani çocuğun heteroseksüel olarak doğar ama otoriter ve hostil düşmanca davranan baba veya dominant kontrolcü anne arasında kalan çocuk ödipal çatışmasını sağlıklı çözemediği için eşcinselliğin temeli atılır. Bu süreçte anne çocuğu kendisine bağlar ve bu yolla çocuk baba yerine anne ile özdeşim kurmak zorunda kalır. Bir başka görüşe göre ise, doğumdan sonra anne depresyona girebilir, sıkıntı yaşayabilir, eşinin desteğini kaybedebilir ve anne kendisine yardımcı olan kız kardeşlerini daha çok tercih edebilir. Bu süreçte anne onu bu duruma düşüren eşine ve onun cinsel kimliğine karşı ambivalan aynı kişi ya da aynı nesne için hem sevgi hem de nefret duyma duygular taşır ve çocuk bunu hissedebilir. Bu koşullarda çocuk annenin dikkatini çekmek ve onun gözüne girebilmek için kadınsı davranışlara yönelebilir. Ayrıca çocuk akranları olan erkek çocuklarla ilişkilerinde itilip kakılırsa kız akranları ile birlikte olmaya mecbur kalabilir. Anne ve babanın çatışmaları da yoğunsa, bu çatışmalar çocuğun güvensizliğini daha da arttırır. Freud’un klasik dürtü çatışma kuramına göre, kadın eşcinselliğinin temelinde kızların penislerinin olmadığını keşfetmelerinden sonra anneye karşı kızgınlık duymaları, derinden incinmeleri, kendini erkeklere göre aşağıda görmeleri ve bu durumdan da annelerini sorumlu tutmaları yatar. Ödipal çatışmasını sağlıklı çözümleyemeyen kız çocuk, sevgi nesnesi olarak babayı tanır, savunma olarak babayla özdeşim yapar ve aşk nesnesi olarak da anne ve diğer kadınlara yönelir. Hatta kız çocuk babasının çocuğunu doğurmak yoluyla olmayan penisini dolaylı yoldan elde etme fantezisini kurar ama asla penisi olmayacağı gerçeği aşağılık duygularını yoğunlaştırır, baba ve tüm erkeklerden vazgeçer ve sevgi nesnesi olarak annesi ve diğer kadınları içine alır. Kadın eşcinsellerin çoğunda depresyonda olan yetersiz anne ve saldırgan eğilimli baba figürü vardır. Transekseksüalitede ve transvestizmde ise, anne çocuk ilişkisinin ilk başladığı aylarda yaşanan birliktelikte aşırı özdeşim yaşanması ve ayrışma bireyselleşme durumlarından sağlıklı bir biçimde geçilememesi önemli bir rol oynar. Ödipal dönemde bu yapı pekişir, latent dönemde gelişir ve ergenlik döneminde belirgin olarak ortaya çıkar. Gerçek transseksüellerin öykülerinde pasif, güvenilmez, tutarsız, boyun eğen bir baba ve depresyonda olan bir anne figürünün sık görülen bir durumdur. Yeterli ego gücüne sahip olmayan ve transseksüel olma yolunda olan bir ergen, sosyal ortamlarda dışlanmaya başlar ve karşı cins rolünü benimsediği için sık sık alay konusu olur, biyolojik cinsiyetiyle kendilik duyguları arasındaki uygunsuzluğun farkına varmayı tolere edemez. Çocukluk döneminde yaşanan cinsel travmalar ya da korkular, yanlış ve hatalı bilgilendirilmeler, kişilik özellikleri, ailenin cinselliğe bakışı ve bu konudaki eğitimi, cinsel rol ve cinsel kimlikteki güvensizlik ileri yaşamda vajinismus, erken boşalma, sertleşme sorunları, orgazm bozukluğu gibi cinsel işlev bozukluklarının yaşanmasına neden olabilir. Freud, nevrozların oluşumunda çocuklukta yaşanan cinsel içerikli sarsıcı olayların önemli bir rol oynadığını söylemiştir. Yani yetişkin bir insan cinsel hayatında bir hayal kırıklığı yaşadığında çocukluk cinselliğine dönme eğilimi gösterebilir. Yanicinsel istek bozukluğu olan bir kişi bilinçdışında cinsel var olan korkuları nedeni ile kendini korumak amacıyla isteksizlik duyabilir. Freud bunun çözümlenmemiş ödipal çatışmaya bağlı olduğunu düşünmüştür. Hatta bazı erkekler ödipal döneme takılı kalmakta ve bilinçdışı olarak vajinanın kendilerini hadım edeceği korkusu yaşamaktadırlar. Bilinçdışında vajinanın dişleri olduğunu düşünmekte ve bu nedenle de kadın cinsel organı ile temas edememektedirler. Kadınlar da buna benzer çatışmalara bağlı olarak cinsel isteksizlik yaşayabilirler.
erkek çocuğun cinsel kimlik bozukluğu