Cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan kızı Mihrimah Sultan için 1548 yılında Mimar Sinan tarafından yapıldı. Sultanın ay ve güneş anlamına gelen ismine ithafen, nisan ve mayıs aylarında Bayezid yangın kulesinden veya o bölgedeki yüksek bir noktadan camiye doğru bakıldığında iki minare arasından Mimar Sinan created at least 374 structures in his lifetime. Most of his projects were produced during the reign of Suleiman the Magnificent, but he also worked for Selim II and Murad III. Sinan was born on May 29, 1489 in Ağırnas, Karaman Eyalet, now Kayseri Province (Caesarea in Cappadocia) in Turkey. Although it has been debated by some Türk mimarlık tarihinin en büyük ismi şüphesiz Mimar Sinan’dır. Sinan sadeceOsmanlı mimarisinin değil dünyanın da en büyük mimarlarından birisidir.Kimliği, doğup büyüdüğü zamanın ve coğrafi sınırların çok ötesine geçenbu büyük mimarın eserleri de mensubu olduğu imparatorluğun büyüklüğüneyaraşır bir sahayı kaplamakta, birçok ülkeyi içine alan Pozitifgeleceğe dogru: Mimar Sinan’ın muhteşem eserleri. Written by Meral Okay and Yılmaz Şahin, it is based on the life of Ottoman Sultan Suleiman the Magnificent, the longest-reigning Sultan of the Ottoman Empire, and his wife Hürrem Sultan, a slave girl who became the first Ottoman Haseki Sultan. Sinan Süleymaniye Külliyesi’ni kalfalık eseri olarak nitelendirmiştir. 1557 yılında biten bu eser İstanbul ve Osmanlı’nın en görkemli yapılarından biridir. II. Selim adına Edirne’de inşa ettiği Selimiye Camii’ne ise ustalık eserim demiştir. Mimar Sinan, Selimiye Camii’ni bitirdiğinde seksen yaşının üzerindeydi. Fast Money. - 1132 Güncelleme - 1132 Üsküdar ve Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Külliyeleri, hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini mi taşıyor? Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan Üsküdar ve Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Külliyeleri, hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini mi taşıyor? Yönetmenliğini Cengiz Özdemir'in yaptığı Mimari ve Aşk adlı belgesel bu gizli aşkın izini sürüyor... Serkan Akkoç / Gazete Haberturk sakkoc Mihrimah Sultan, Osmanlı'nın "Muhteşem" lakaplı büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'la olan efsane aşkının meyvesidir. Topkapı Sarayı'nda 1522 yılında doğan Mihrimah'a, Farsça'da Güneş ile Ay anlamına gelen adını, babası Sultan Süleyman koyar. Zaman geçip, Mihrimah Sultan 17 yaşına geldiğinde evlilik için iki aday gündeme gelir. Biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeri ise Başmimar Koca Sinan. Mimar Sinan o yıllarda evlidir ve 50'li yaşlarındadır. Mihrimah, Hürrem Sultan'ın da girişimleriyle kayıtlara rüşvetçi ve entrikacı kimliğiyle geçen Rüstem Paşa'yla evlendirilir. Aradan yıllar geçer Mihrimah Sultan, Koca Sinan'ı bir gün huzuruna çağırarak İstanbul'da güzel bir yerde kendi adına bir külliye yapmasını ister. Mihrimah, Sinan'ın "Nereye yapılmasını arzu edersiniz" sorusuna "Yerini sen seç" diye cevap verir. Bunun üzerine Mimar Sinan, 1540 yılında Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Külliyesi'nin temelini atar. Külliye, 1548 yılında tamamlanır. O günden Mihrimah Sultan ile Mimar Sinan'ın bir araya gelmesi için aradan tam 14 yıl geçmesi gerekecektir. Mihrimah Sultan 1562 yılında Mimar Sinan'ı bir kez daha huzuruna çağırır ve İstanbul'da kendi adına bir külliye daha yapmasını ister. Bu külliyenin yerini de tıpkı ilkinde olduğu gibi yine Koca Sinan seçecektir. Sinan da ikinci külliye için İstanbul'un en yüksek tepesini seçer. Yeni külliye Edirnekapı surlarının dibine inşa edilecektir. AŞKIN AYDINLIK VE KARANLIK YÜZÜ Rivayete göre Koca Sinan derin bir tutkuyla âşık olduğu Mihrimah Sultan'a kavuşamamıştır ama ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Kimi sanat tarihçilerinin iddialarına göre, Mihrimah Sultan adına yapılan külliyelerin duru, gösterişsiz ve asil duruşuna rağmen içinin alabildiğine aydınlık olmasında da Sinan'ın duygularının izleri sürülebilir. Acaba Sinan Mihrimah Sultan'ın iç güzelliğini bu şekilde mi anlatmaya çalışmıştır? Yine iddialara göre Sinan'ın Mihrimah Sultan'ın eşi Rüstem Paşa için yaptığı caminin çinileri ve süslemelerinin tüm ihtişamına rağmen diğer bütün yapılarının aksine daha karanlık olmasının altında da bu aşkın izleri vardır. Matematik dehası Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan'ın Güneş'le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde Nisan ve Mayıs aylarında bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır. Mimari ve Aşk adlı belgesele danışmanlık yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu aşkın hiçbir şekilde belgelenemediğini vurgulayarak, "Hikâyenin bir fanteziden, efsaneden öteye geçmesi mümkün değil. Kişi Mimar Sinan da olsa imparatorluğun sadrazamının tek eşine böyle duygular beslenmesi hayatının sonu anlamına gelir. Camilerin yerleri seçilirken veya mimarisinde, Mihrimah Sultan'a özel hesaplar yapılmış olması da bu aşkın varlığını kanıtlamaya yetmez. Mimar Sinan, hangi eserinde hesap yapmamıştır ki?" diyor. Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen "Sinan Çağı Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimari Kültür" isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu da bu aşkın ilk kez Arthur Stratton isimli yazar tarafından dile getirildiğini belirterek, "Stratton, 1972 yılında Londra'da yayınladığı Mimar Sinan'ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum" dedi. Belgeselde Mimar Sinan'ın iki cami arasına gizlediği aşkını anlatan Prof. Dr. İskender Pala ise filmde mecaz bir anlatım kullanıldığını söyleyerek "Mimar Sinan, bir kadına âşık olsaydı bu kişi Mihrimah Sultan olurdu. Bana göre âşıktı ki iki abidede onun ismini bir araya getirdi. Adını kıyamete kadar yaşatacak iki abideye imza attı. Bunu yedi-sekiz sene evvel bir akşamüstü kendi gözlerimle gördüm. İki külliyeyi de gören bir yerde duruyordum, birinden güneş batarken, diğerinden ay doğuyordu. O an gözlerimdeki perde açıldı. Mimar Sinan, bilimadamı olduğu gibi aynı zamanda bir sanatçı. Şairlerle dost. Baki'yle yakın arkadaş. Eserlerinde de şiirsel bir anlatım olması çok doğal" diyor. Mimari ve Aşk'ın künyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Azmi Özcan ve Mimar Dr. Sinan Genim'in danışmanlığında hazırlanan belgeselde Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. İskender Pala ve Haluk Dursun'un anlatımları da yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü ile Yapı Kredi'nin katkılarıyla geçtiğimiz hafta tamamlanarak piyasaya sürülen 40 dakikalık belgeselin yönetmenliğini Cengiz Özdemir yaptı. Türkçe ve İngilizce anlatım seçenekleri bulunan belgeselde devşirme Sinan'ın Kayseri'de doğduğu evin görüntüleri, İstanbul'a getirilişi, Yeniçeri Ocağı'ndaki askerlik hayatından baş mimarlığa giden yolculuğunun hikayesi, eserleri ve tarzı hakkında da geniş bilgiler yer alıyor. 1 Mihrimah Sultan Ve Mimar Sinan Mimar Sinan ve Büyük Aşkı Mihrimah Sultan Osmanlının büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleymanın ve büyük aşkı Hürrem Sultanın bir kız çocuğu gelir Dünyaya. Efsane bir askın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki efsane aşkların en temeline en masalsı olanına ithafen ismi Mihrimah konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş ve Ay demektir. Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17 yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun olan bir yaştadır. İki talibi olur biri Diyarbakır valisi Rüstem Paşa dırdiğeri ise sarayın baş mimarı Mimar Sinan. Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki Mihrimah Sultana deliler gibi aşıktır. Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultana kavuşamamıştır fakat ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. İstanbulun en güzel yerlerinden birine Üsküdara Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir yılında inşa etmeye başladığı camiyi 1548 yılında inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine sanki “eteklerini giymiş bir kadın siluetini verir ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği örnek aldığı yer ise bir başka aşka kutsal bir aşka adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya. Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir ama Sinanın söyleyecekleri bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk defa padişah fermanı olmaksızın Edirnekapı da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ıssız yalnız ama İstanbul un en yüksek tepesi olan bir yere sanki aşkının gizliıssız ve yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci bir eser yapmaya koyulur. Mihrimah Sultana ithafen. Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder bu sayede gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı. o tarihte bu açıklıktaki ve bu kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere dünya üzerinde sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultanın o çok güzel ayak topuklarını döven upuzun saçları tasvir edilmiştir. Ve yine denir ki Mihrimah Sultanın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami. Ama Sinan aşkını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki bu sırra şaşırmamak o sevdaların naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Ustanın aşkının vesikasıdır sanki iki caminin de yeri özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapıdaki Mihrimah Sultan Camiini aynı anda görebileceğiniz bir yer tespit edin. Günbatımında elbette yılın sadece bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre eşit olarak kavuştuğu gündür daha enteresanı o gün Mihrimah Sultanın doğum günüdür göreceğiniz muhteşem manzara şudur Edirnekapı Camiinin tek minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdardaki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama bu nasıl bir estetik anlayışıdır! alıntı MİMAR SİNAN ANASAYFAYA DÖN Biyografi Yapıları Banileri Sinan Efsaneleri Suphi SAATÇİ Bir büyük cihan devletinin baş mimarı olan Sinan, askerî, politik ve ekonomik gücünün de zirvede olduğu 16. yüzyılda, dünyanın merkezi olan İstanbul'da birbirinden çarpıcı eserler inşa etmiştir. Osmanlı mimarisinin Klasik Çağı'nı simgeleyen Sinan, bu dönemde büyük külliyeleri ile özgün cami tasarımlarını hayata geçirmiştir. Sinan'ın Şehzade Camii'nden sonra tasarladığı Süleymaniye, içerdiği farklı işlevli yapılar topluluğu olarak, Türk mimarlık tarihinin de en büyük ve en geniş kapsamlı külliyesi sayılır. Öldüğü zaman Sinan'ın ünü, artık bütün bir imparatorluğun sınırlarını aşmıştı. Sinan yaşadığı çağa sığmamış ve ölümsüz bir türkü halinde yankılanmıştır. Bu tarihten itibaren büyük şöhrete kavuşan Sinan'ın hayatı ve yaptığı işler halk arasında hikâyelere, rivayetlere konu olmuş, daha sonraları bu hikâye ve rivayetler efsanelere söylencelere dönüşmüştür. Adeta bir destan kahramanı kimliğine büründürülmüş ve bir efsane gibi halk arasında dillerde dolaşan hikâyelere konu olmuştur. Bu söylencelerin bir kısmı aşağıda sıralanmıştır. Mimar Sinan'ın Büyük Aşkı Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın, eşi Hürrem Sultan'dan doğan biricik kızına Mihrimah adı verilmiştir. Farsça Güneş anlamına gelen Mihr ve Ay anlamına gelen Mah adlarından oluşan mürekkep bir ad verilmiştir. Kanunî'nin el bebek, gül bebek yetiştirilen ve nazla büyütülen kızı Mihrimah Sultan dünya güzeli bir kızdır artık. Öyle rivayet edilir ki Mihrimah Sultan, sarayın baş mimarı olan Sinan'a Üsküdar'da bir cami yapmasını sipariş eder. Bunun üzerine Sinan, Mihrimah Sultan adına İskele Camii de denilen eseri inşa eder. Ancak bu vesileyle Sinan gönlünü padişahın biricik kızına kaptırır. Ne var ki Sinan'ın büyük aşkı Mihrimah Sultan'a Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa talip olur. Bu haber, bir anda halk arasında hızla yayılır ve kulaktan kulağa dedikodular dolaşır. Zengin fakat cimri olan Rüstem Paşa ayrıca Mihrimah Sultan'a göre yaşlıdır. Dahası Rüstem Paşa'da cüzzam hastalığı vardır. Yayılan bu dedikodular cihan padişahı Kanunî Sultan Süleyman'ın kulağına kadar gider. Kızını Rüstem Paşa ile evlendirmek isteyen Kanunî'nin, yayılan bu dedikodulardan canı çok sıkılır. Paşa'nın cüzzamlı olup olmadığını öğrenmek için sarayın başhekimini Diyarbakır'a gönderir. Beylerbeyi olan Rüstem Paşa'yı muayene eden başhekim Paşa'nın kaftanında bir iki bit bulur. Cüzzamlılarda bit olmayacağı için durum aydınlanır. Böylece Rüstem Paşa Veziriazamlığa atanır ve Mihrimah ile evlendirilerek padişahın damadı olur. Hikâye doğru mu değil mi bilinmez ama bir şairin söylediği beyit, bu rivayetin doğruluğunu ima etmektedir. Kaynaklarda geçen iki dizelik bu beyit şöyledir Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar Yani adamın üzerinde bit çıksa yerine göre işe yarar. Bu yüzden Rüstem Paşa'ya “Kehle-i itibar veya Kehle-i İkbal” lakabı verilmiştir. Bu da itibar veya ikbal kazandıran bit anlamına gelmektedir. Kanunî, kızı Mihrimah'ı Rüstem'le evlendirince, Sinan'ın aşkı içini kavurmaya devam eder. Üsküdar Mihrimah Camii'nden 14 yıl sonra Sinan ikinci bir cami siparişi daha alır. Sinan, sevdiği ve gönlünün sultanı kabul ettiği Mihrimah'ın, bu seferki siparişi için işe koyulur. Ona İstanbul'un bir başka yüksek tepesini seçer Edirnekapı'da surun dibinde, adeta inzivada olan bir yerde karar kılar. Gözlerden uzak, yalnız ve ıssız bir semtte, Mihrimah Sultan için ölümsüz bir eser tasarlar. Camii'nin dört taraftan ışık alan yüksek kubbesi, bütün yapıya egemen bir konumdadır. Anıtsal kubbenin asaletli duruşu ve yalın güzelliği Mihrimah Sultan'ı simgelemiştir. Yanında sadece nöbet tutarcasına bekleyen bir yalnız minare vardır. Bir benzeri olmayan bu tasarımda Sinan'ın, gönül sultanına karşı duyduğu aşkı dile getirdiği rivayet edilmektedir. Bu aşkı ayrıca camiin iç dekorasyonda da ifade eden Sinan, renkli kalem işi ve alçı bezemelerde de Mihrimah'ın yazmasının oyalarını yansıttığı söyleniyor. Yine rivayet ediliyor ki gece ile gündüzün eşitlendiği 20-22 Mart tarihlerinde, Edirnekapı Camii'nin siluetinin arkasında güneş batarken, Üsküdar'daki Cami'nin minareleri arasından ayın doğuşu görülür. Efsaneye meraklı olanların muhayyilesinde daha da geliştirilen bu söylencelerde mihr güneş ile mah ayın aynı anda görünmesinden dolayı, Kanunî'nin kızına Mihrimah adının verildiği anlatılıyor. Ters Lale Sinan, Padişah İkinci Selim'den bir cami siparişi alınca, uygun bir yer aramaya çalışmıştır. Padişahın Edirne'de yaptırmayı düşündüğü cami için, Sinan beğendiği yerin sahibi aksi bir kadınmış. Cami için beğenilen yerde o zamanlar lale bahçesi varmış. Sinan, Selimiye Camiinin şimdiki yerini beğenmiş, ama arsa sahibinin rızasını almak öyle sanıldığı kadar kolay olmamıştır. Arazinin sahibi olan kadın yeri vermek istemeyince Sinan, Sultan İkinci Selim ile birlikte çıkılan bir Balkan seferi dönüşünde Edirne'deki arsaya gelirler. Kadın, karşısında yüce hünkârı görünce ve aynı teklifi ondan da duyunca kabul etmekten başka çaresi kalmaz. Ancak bunu bir şart ile kabul etmiştir. Kadın camide lale motifleri kullanılmasını ve bir zamanlar burasının Lale bahçesi olduğunun unutulmamasını ister. Bu istek İkinci Selim tarafından kabul edilir ve Mimar Sinan'a bu isteğin yerine getirilmesi talimatı verilir. Mimar Sinan, gönülsüz olarak kadının arzusunu yerine getirir ve Camii'nin tam ortasında yer alan müezzin mahfilinin sol ön ince mermer ayağının iç kısmında, yaklaşık 5 cm boyunda ve ters olarak sütuna işletir. Rivayete göre Sinan'ın işlettiği lale motifi, caminin arsası içinde eskiden bir lale bahçesi olduğunu, , ters yapılması ise sahibinin tersliğini ifade etmektedir. Eğri Minare Hikâyesi Sinan hakkında dillerde dolaşan bir diğer rivayet Eğri Minare söylencesidir. Sinan'ın dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını dile getirmesi bakımından önemli gördüğümüz bu yaygın hikâye şöyledir Hızla ilerleyen Süleymaniye Külliyesi'nin inşaatı bitmek üzeredir. Külliyenin içinde dört minareli cami, en görkemli yapı olarak herkesin ilgisini çekmektedir. Ne var ki minarelerin biri, orada oynayan bir çocuğa göre eğri duruyormuş. Çocuk çalışan ustalara yaklaşarak, minarelerden birinin eğri durduğunu söylemiş. Bunun üzerine ustalar minarenin düzgün olduğunu dillerinin döndüğü kadar anlatmaya çalışmışlarsa da, çocuğu bir türlü inandıramamışlardır. Çocuk da minarenin eğri olduğu üzerinde ısrar edince, ustalar çocuğu döverek azarlamıştır. Dövülen çocuk hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Bu sırada Mimarbaşı Sinan, inşaat yerine ulaşmış ve ağlayan çocuğa ne olduğunu sormuş. Çocuk - Şu minarenin eğri olduğunu söyleyince, beni bu amcalar dövdü, demiş. Sinan da, ustalara göz kırparak, hışımla - Çocuk haklıdır. Hemen minareyi düzelteceğiz, diyerek kararını vermiş. Bunun üzerine bir işçi, yanında uzun ve kalın iplerle birlikte minareye çıkarılmış. İpin bir ucunu minarenin gövdesine sıkıca bağlayan işçi, diğer ucunu aşağıya sarkıtmış. Bir kaç işçi de ipin aşağıya sarkan ucunu kavradıktan sonra, Sinan çocuğa sormuş - Minare hangi yöne doğru eğrilmiştir? Çocuk - Şu yöne, deyince Sinan ipi ters yöne doğru çekmelerini emretmiş. Ustalar ipe biraz asıldıktan sonra, Sinan tekrar çocuğa sormuş - Nasıl, düzeldi mi? Çocuk - Biraz daha çekilmeli, cevabını vermiş. Bu sefer Sinan - Haydi aslanlarım, biraz daha gayret, demiş. Ustalar tekrar yalancıktan ipe asılmışlar. Sinan tekrar çocuğa dönerek sormuş - Şimdi nasıl, tam düzeldi mi? Çocuk - Evet amca, işte şimdi düzeldi, demiş. Sinan da - Artık ipi bırakabilirsiniz. Minare tam düzelmiş oldu, dedikten sonra, çocuk için şeker aldırtmış ve onu severek teşekkür etmiş. Çocuk isteği yerine geldi diye, güle oynaya arkadaşlarının yanına koşmuştur. Ancak bütün usta ve işçiler hayretler içinde Mimar Sinan'a bakmaktadırlar. Sinan da bunun farkındadır. Onların merakını gidermek için Sinan, usta ve işçilere şöyle hitap etmiş - Hepinizin hayret ve merak içinde olduğunuzu biliyorum. Küçük çocuğu ikna edebilmek için çok basit yollar varken, onu döverek inandırmaya zorlamak, siz koca adamlara yakışır mı? Unutmayınız ki karşınızdaki bir çocuktur. Onu ikna edemezsiniz, halkı da ikna edemezsiniz. Şimdi bu çocuk, mahalle mahalle dolaşarak, burada yapılan minarenin eğri olduğunu avaz avaz bağırıp halka duyurursa, yaptığımız bu caminin adı Eğri Minareli Cami olarak kalır. Fakat siz çocuğu anlayacağı bir üslupla inandırırsanız, hem o, hem biz rahat ederiz. Şimdi anladınız mı neden böyle davrandığımı? Bunun üzerine usta ve işçiler, Mimarbaşı Sinan'a hak vererek, yaptıkları hatayı kabul etmişler. Acem Şahı'nın Hediyesi Süleymaniye inşaatının uzaması da çeşitli dedikoduların yayılmasına yol açmıştır. Bunlardan birisi Acem Şahı'nın hediye gönderme hikâyesidir. Sinan'ın başladığı Süleymaniye Külliyesi'nin inşaat sürecinin uzaması, özellikle Külliye'nin merkezindeki Cami'in bir türlü tamamlanamayışı, herkesi tedirgin etmeye başlamıştır. Bu hususta kulaktan kulağa fısıltılar yayılmaya başlamıştır. Güya koskoca Osmanlı devletinin bütçesi iflas ettiği için Cami'ye harcama yapılamamaktadır. Cihan Padişahı Kanunî'nin hazinesi de boşaldığından dolayı Cami inşaatı durmuştur artık. Dedikodular artık İran Şahı'na kadar ulaşmıştır. Bunu altın fırsat bilen Acem Şahı, değerli taşlardan oluşan bir sandık dolusu mücevheratı, Osmanlı Padişahı'nın yaptırdığı Cami'ye yardım olsun diye elçisi vasıtası ile İstanbul'a göndermiştir. İran elçisi Padişahın huzuruna çıkarak mücevherat dolusu sandığı, Padişahın önüne koyduktan sonra şunları söylemiştir “İran Şahı Süleymaniye inşaatının tamamlanması için, şu değerli mücevherat sandığını yardım olsun diye size sunmaktadır.” Bu sözlere sinirlenen Kanunî Sultan Süleyman, Mimar Sinan'ı huzuruna çağırmış ve elçinin önünde şunları söylemiştir “Bak Mimarbaşı, İran Şahı bize Süleymaniye inşaatını bitirebilmemiz için, kıymetli taşlar göndermiştir. Al bu kıymetli taşları, hazırladığın harca kat ki işe yarasın.” Sinan'ın Nargile İçmesi Süleymaniye Camii inşaatının uzaması ile ilgili bir diğer rivayet de şudur Süleymaniye Camii'nin bir türlü tamamlanamayışı üzerine sinirlenen Kanunî Sultan Süleyman, hışımla atı ile birlikte Süleymaniye'nin şantiyesine girer. Bir de ne görsün, Mimar Sinan büyük kubbenin altında ve Cami'in tam ortasında oturmuş nargile içiyor. Sinirlenen Padişah Sinan'a söylenmeye başlamış - Benim Cami'im neden bir türlü bitmiyor Mimar başı? Şimdi sebebini anladım. Bizim Mimar başı oturmuş nargile fokurdatarak keyif çatıyormuş demek ki… Sebebi şimdi zahir oldu. Sinan da - Devletli padişahım, benim maksadım nargile içerek, keyif çatmak değildir. Benim muradım Cami içindeki dumanın gidiş yönünü tespit etmektir. Zira cami içinde yanan yüzlerce kandilden çıkan islerin ne tarafa doğru gittiği tespit edilirse, o tarafta bir is odası yapılabilir. O zaman hem Cami islerinden kurtulur, hem de toplanan islerden âlâ mürekkep yapılıp hattatlara verilebilir, demiş. Bunun üzerine padişahın sinirleri yatışıp, Mimar başına “aferin” diyerek taltif etmiştir. Büyük usta Sinan'ın hikâyelere konu olan söylenceleri de hikmet, marifet ve derslerle dolu nice mesajlar taşımaktadır. Amasya Belediyesi tarafından yapımı süren 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'nde' Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Hürrem Sultan'ın kızı Mihrimah Sultan'a olan aşkı yaşatılacak. Kaynak DHA Eklenme 24 Ocak 2013 1358 Amasya Belediyesi tarafından yapımı süren 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'nde' Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Hürrem Sultan'ın kızı Mihrimah Sultan'a olan aşkı yaşatılacak. Amasya Belediye Başkanı Cafer Özdemir, Mimar Sinan'ın, Mihrimah Sultan'a karşı olan platonik aşkıyla ilgili, rölyef, hikaye, resim ve bilgilerin müzenin bir bölümünde yer alacağını söyledi. Amasya Belediyesi tarafından yaklaşık 1 yıl süren proje ve hazırlık çalışması ardından ay önce 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi' inşaatına başlandı. 8 bin metrekarelik alan üzerinde yapılan inşaat çalışması büyük oranda tamamlandı. Müze binasının iç donanımı ile çevre düzenleme çalışmalarının devam ettiği belirtildi. Müzede başta Ferhat ile Şirin olmak üzere, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Remeo ile Juliet, Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan'ın aşk hikayesi ile Anadolu'da aşıklık geleneği, yavukluluk kültürü ve Mevlana ve Hacıbektaşı Veli'nin felsefesiyle anlatılan ilahi aşkın yer alacağı belirtildi. Amasya'ya ait olan Ferhat ile Şirin hikayesinin yanı sıra anlatılacak Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın kızı olan Mihrimah Sultan'a olan aşkı da ilgi çekti. Müze yapım çalışmaları sürerken bir çok Amasyalının Osmanlı döneminde yaşanan bu platonik aşkın hikayesini merakla beklediği belirtildi. Amasya Belediye Başkanı AK Parti'li Cafer Özdemir, milyon TL'lik projenin Haziran ayında açılışının yapılmasının planlandığını belirterek, "Müzede insanlara edebiyata yansımış efsaneleşmiş aşkları işlemek istedik. Hikayeler arasında Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan aşkıda yer alıyor. Mimar Sinan'ın ile Mihrimah Sultan'a olan platonik aşkını yansıtmak istedik. Biz rölyefler, resimler, müzikler ile bu aşkı müzemizin bir bölümünde canlandırıp insanlara anlatacağız" koordinatörü Amasya Belediye Başkan Yardımcısı Osman Akbaş'ta Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan aşkının hikayetini anlattı. Mimar Sinan ve Vezir Rüstem Paşa'nın Mihrimah Sultan'a evlenmek için talip olduklarını söyleyen Akbaş, şöyle devam etti "Ama Hürrem Sultan kızı için Rüstem Paşa'yı tercih eder. Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a olan aşkını Hürrem Sultan bilmektedir. Buna rağmen Rüstem Paşa Mihrimah Sultan'la evlendirilmiş. Mimar Sinan'a bir fermanla Üsküdar'da Mihrimah Sultan adına bir cami yapılması talimatı verilir. Üsküdar'da iki minareli oldukça büyük dışarıdan görüntü itibariyle kubbelerin dökümü açısından saçları omuzlarına dökülmüş bir bayan silüeti gibi iki minareyle Rüstem Paşa ile Mihriman Sultan'ı anlatmaya çalışır. Miman Sinan ama o kadar büyük bir camide kendi mimari tarzının tersine karanlık bir cami yapar. Bunu da Rüstem Paşa'ya olan kinini veya Rüstem Paşa'nın ne kadar kötü ruhlu bir insan olduğunu anlatmaya çalıştığı ifade ettiği rivayet edilir. Daha sonra herhangi bir talimat olmadan Mimar Sinan Edirnekapı sırtlarında tek minareli Küçük Mihrimah Sultan Camisini yapar. Tek minare ile kendisini anlatır ama koskoca kubbeyi 160 tane pencere ile aydınlık bir cami haline getirir. Bu aydınlıkta Mimar Sinan kendi aşkını ve aydınlığını ifade etmeye çalışmıştır." Müzede Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan aşkındaki 21 Mart tarihinin öneminin yansıtılacağını söyleyen Osman Akbaş, "21 Mart tarihinde Mimar Sinan çok büyük bir hesaplama harikasını gerçekleştirmiştir. Bu tarihte güneşin batışı ile ayın doğuşu aynı ana denk gelir. Ay Üsküdar tarafındaki çift minareli Mihrimah Sultanı camisinin minarelerinin arasından doğarken, güneş Edirnekapı sırtlarındaki tek minareli caminin arkasından batar. Farsça bir isim olan Mihrimah ay ve güneş anlamına gelir. 21 Mart tarihi de Mihrimah Sultan'ın doğum günüdür. Biz burada Mimar Sinan'ın muhteşem bir mimari gücünü görüyoruz. Mimar Sinan yaptığı iki cami ile Mihrimah Sultan'a olan aşkını anlatmaya çalışmıştır" diye konuştu. Akbaş, müzede 8 bölümün bulunacağını her bölümde bir aşk hikayesinin anlatılacağı söyledi. Twitter'dan takip etmek için tıklayınız Bu Habere Tepkiniz

mimar sinan ve mihrimah sultan