Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar.” - Necip Fazıl Kısakürek (via yollarbitmeyecek) Şair-şiir incelemesi 1 ( Necip Fazıl KISAKÜREK - BEKLENEN) Ocak 14, 2020. Ne güzel söylemiş usta. Ne hasta bekler sabahı nede taze ölüyü mezar - ah- ne de şeytan bir günahı seni beklediğim kadar. Kısakürek bu yazısında sevgilisini ne kadar beklediğini cümlelerle anlatılamayacak kadar olduğunu anlatmış. Ben şahsen Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Sizi beklediğim kadar. 211w 1 like Reply. ieugurlu. Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan bir günahı, bu kupayı beklediğim kadar. diyordu pankartta gözlerim beni yanıltmadıysa. Hem komik, zira pek tabii bu pankart rakip takım taraftarlarınca dahi açılabilecek, Fener'le alay edebilecek bir pankart da olabilirdi, sarı-lacivert değil de siyah beyaz olsa ve bu Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar? Necip Fazıl Kısakürek Fast Money. Necip Fazıl’ın Beklenen şiirinin ilk dörtlüğü çoğumuzun ezberinde;Ne hasta bekler sabahı,Ne taze ölüyü de şeytan, bir günahıSeni beklediğim dergisinde aşk, vuslât üzerine yazacak şiirin çağrışım yapmasının nedeni, sadece kıyasıya süren “ilaç meydan savaşları”nda, arada bir yerde, birilerinin telef olma olasılığı…Konu türlü giderilemeyen sosyal güvenlik sistemindeki açığın azaltılmasına yönelik iktidarın aldığı önlemler sadedinde, referans ilaç uygulaması ile ilaç fiyatları ortalama yüzde otuz beş fiyatları düşünce, eczacıların depolarında bulunan yüksek fiyattan alınmış ilaçların oluşturacağı zararın ne olacağı, nasıl giderileceği üzerine başlayan kavga, iktidar-eczacılar arasında meydan savaşına ne kadar iktidar kanadı, firmalarla anlaşma yapıldığını ve eczacıların stok zararının firmalar tarafından karşılanacağını açıklasa da, gerek firmaların bu konudaki yaklaşımlarının netlik kazanmaması ve gerekse sosyal güvenlik kapsamındaki yurttaşların ilaç alımında eczaneler ile yurttaşı karşı karşıya getiren bir yığın bürokrasi ve külfet, eczacıları bir günlük grev noktasına bir günlük kapama eylemine iktidarın yanıtı hayli sert oldu ve Türkiye Eczacılar Birliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasındaki sözleşmenin 16 Ocak 2010 itibariyle feshedildiği, bundan sonra meslek örgütü yerine eczanelerin kendisi ile sözleşme yapılacağı da kalmadı sert yanıt, ilaçların marketlerde satılabilmesi konusu da gündeme bu satırları yazarken, Danıştay sözleşmenin feshine ilişkin iktidar kararının yürütmesini durdurdu, ama siz bu satırları okurken, son durum nedir, onu kestiremiyoruz; yürütmeyi durdurma kararı kesinleşti mi, 16 Ocak sonrası sosyal güvenlik sistemindeki yurttaşlar ilaçlarını nasıl, nereden temin ettiler ve benzeri konular umarız gelin biz bu meydan savaşını bir kenara bırakalım ve ilaç konusundaki tabulardan birini, marketlerde ilaç satılması zemininde tartışmaya açalım…İlacın Reklâmı Olur mu?Sağlık sektöründeki temel sorun, verilen hizmetlerin bedelinin yüksek fiyatları sosyal güvenlik kapsamında olmayan hastanın cebini, sosyal güvenlik kapsamındaki hasta nedeniyle de, sosyal güvenlik sisteminin kasasını delip taraftan araştırma, geliştirme ve üretim için anlaşılabilir maliyet yüksekliği, ama diğer taraftan da ilaç sektörünün rekabete kapalı olması nedeniyle fiyatların, ürünü sunan firmalarca rahatça belirlenebilmesi, bu fiyat yüksekliğinin temel biliyoruz ki, bir ürünün fiyatı piyasada arz/talep dengesine göre belirleniyor. Ama ürün fiyatını etkileyen diğer önemli faktör, ürünü satanların fiyat/kalite bağlamında rekabet içinde olup tercihini serbestçe yapabilmesinin sağlandığı, firmaların ürünlerinin tercihi için tüketiciye reklâm, promosyon, kalite vaadi, ucuz fiyat teklifinin geçerli olduğu tam rekabet ortamında, tüketiciye ulaşan ürün fiyatlarında “damping”, ürün kalitesinde de iyileşme olduğu bir akla gelen ilk soru şu; “ilaçta reklâm olsun, ama doktor reçeteye ne yazarsa, o ilacı almaya çalışmıyor muyuz?”Hayır!İlaç reklâmlarının kontrollü olarak yapılabildiği piyasa ortamında, doktorlar reçetelere ilacın markasını yazmak yerine, ilacın etken maddesini de ilacı alırken, kullanması gereken etken maddeyi içeren ilaçlar arasında kendi tercihini tercihin yapılmasında, fiyat/kalite bağlamında hasta/tüketiciye en iyisini vaad eden, reklâmları ile tüketiciyi doğru ve etkin şekilde bilgilendiren firmaların ilaçları tercih konusu olacak ve sağlanan bu rekabet ortamında, ilaç fiyatları füze gibi aşağı ilaç firmalarının, kendi ürünlerinin sürümünü arttırmak için doktor-firma arasındaki, kamuoyunu rahatsız eden ilişki biçimi de ortadan kalkacak, bu ilişki biçiminin fonları hasta/tüketicinin bilgilendirilmesi, ona ulaşılabilmesi için reklâm ve kampanyalar için olarak yol haritasına bakınca, ilaçta reklâmın “bal” gibi olacağı bu “tabu”sunun artık tartışılması marketlerde “ilaç satılabilir mi” tabusunun tartışılmaya başladığı marketlerde ilaç satılsın/satılmasın tartışmasını, ilaçta reklâm olanağının sağlandığı bir zeminde, sakince tartışmaya açmak de buna niyetliydik, ama yerimiz geniş olduğu bir yazımızda bu konuyu ele almak üzere… Makale, Bizim Market Derigisi'nin 2010/Şubat sayısında yayınlanmıştır. Ne hasta beklerdi sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.. Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında salonunda...ydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..'Anladım' der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde,bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan 'Tabii' dedi.. 'Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..''Mutluluk işte bu olmalı' diye düşündü delikanlı. 'Mutluluk işte bu..' Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. 'Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..'Hayır, aramayacaktı..Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi..Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..Kız 'Keşke orada olsaydın' demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. 'Bu sana' diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken..'Ne hasta beklerdi sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!..'Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. 'Sana bir şeyler söylemek istiyorum' dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..'Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.''O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni' dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. 'Günlerdir seni arıyorum' dedi kız.'Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..''Yaa' dedi delikanlı.. 'Yaa' dedi sadece..Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı..'Yaaa!..'Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. 'Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün' dedi.. 'Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun..'Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken..'Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!..'Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hâlâ düşünüyor..O uzun, çok uzun bekleyiş aşkını öldürmüş müydü, acaba?.Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini yaşatmak için mi, yaşayanı silmişti yani?.. Yokluğunda bulmak bu mu demek oluyordu?..Ya da.. Ya da..Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor..Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı bendim!..[Necip Fazıl Kısakürek] Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni Gelme, artık neye yarar?Ne hasta bekler sabahı şiiri kimin?Bu dörtlük, Necip Fazıl Kısakürek'e Fazıl Kısakürek’in şiirleri nelerdir?Biz de edebiyatımızın en güzel dizelerinin sahibi bir şairi, Necip Fazıl Kısakürek'i şiirleriyle anlatalım Kalbim. Seni dağladılar değil mi kalbim, … Ayrılık Vakti. Akşamı getiren sesleri dinle. … 3. Bekleyen. Sen kaçan ürkek ceylânsın dağda, … Beklenen. … Bu Yağmur. … Her Nefesten. … 7. Uyan Yarim. … 8. Tam Otuz şiirinin türü nedir?Beklenen Şiirinde Gelenek Cumhuriyet Sonrası Serbest şiir geleneğine uygun ne demek?Yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak, kuşkuya düşmek, evhamlanmak anlamlarına hasta bekler sabahı şiiri sözleri?Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni Gelme, artık neye yarar?Necip Fazıl ne taze ölüyü mezar?Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar. Geçti, istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar ? Necip Fazıl hasta bekler sabahı şiiri Necip Fazıl Kısakürek?Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni Gelme, artık neye yarar? Eylül 8, 2021 254 kez okundu Okuma süresi 0dk, 12sn Ne hasta bekler sabahı,Ne taze ölüyü de şeytan, bir günahı,Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni,Yokluğunda buldum seni;Bırak vehmimde gölgeniGelme, artık neye yarar?Necip Fazıl Kısakürek Post Views 254 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER! Benzer Yazılar Benim gibi futbolsuz kalanlar için zordur tek haneli senelerin yaz ayları. Haziran geldi mi biter ligler, maçlar, kupalar. Sonra bekle dur yeni sezonu, şairin dizelerindeki gibi “Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.” Ama beklerken futbolsuz kalmayalım, anlatalım futbol folklorunda yer etmiş az bilinen güzel hikâyeleri, […] Abone Ol Benim gibi futbolsuz kalanlar için zordur tek haneli senelerin yaz ayları. Haziran geldi mi biter ligler, maçlar, kupalar. Sonra bekle dur yeni sezonu, şairin dizelerindeki gibi “Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.” Ama beklerken futbolsuz kalmayalım, anlatalım futbol folklorunda yer etmiş az bilinen güzel hikâyeleri, yazalım kalemimiz yettiğince… SAHAYA KEREVİZ ATIYORLARDI Ada futboluna aşina olanlar hatırlar, 80’li senelerden yakın geçmişe kadar Chelsea taraftarları kerevizle gelirlerdi evlerinde oynadıkları maçlara. Hikâyesi ilginç, 80’li senelerde Mickey Greenaway adındaki demirbaş taraftar maçlarda “Ask Old Brown” şarkısını söylermiş “Ask old Brown for tea and all the family, if he don’t come, we’ll tickle his bum with a lump of celery.” İhtiyar Brown’u çaya çağır ailece, gelmezse k… kaşırız kerevizle Tezahürat zaman içinde Stamford Bridge tribünlerinde yer etmiş ve totem olsun diye taraftarlar maça kereviz getirip maç esnasında sahaya atmaya başlamışlar. 2002 senesinde dört taraftar sahaya kereviz attığı için tutuklanırken, 2007 senesinde Arsenalli futbolcuların kereviz yağmuruna tutulmalarından sonra Chelsea kulübü, taraftarlarının maçlara kereviz getirmesini yasaklamış. 150 KİLOLUK KALECİ Chelsea dedik madem efsane kalecilerinin hikâyesini de anlatmadan geçmeyelim. Ada futbolunun müdavimleri bilir “Who ate all the pies” turtaları kim yedi tezahüratını. Hikâyenin kahramanı William Henry Foulke, namı diğer Fatty şişko 12 Nisan 1874 tarihinde İngiltere’nin Shropshire bölgesinin Dawley kasabasında dünyaya gelmiş. Henüz 19 yaşındayken Sheffield United takımının scoutları tarafından keşfedilmiş ve takımın kalesini korumaya başlamış. Kilosu hakkında çeşitli rivayetler olmasına karşın, boyu ve 150 kilo ağırlığı ile futbol sahalarında nam ve korku saldığı yazılır. Bir dağı andıran cüssesiyle kalenin büyük bölümünü kapladığı için kendisine gol atmakta zorlanırmış rakip forvetler. Üstelik dev cüssesinden umulmayacak çevikliğe sahipmiş. Haliyle penaltı kurtarma konusunda uzmanmış şişko kaleci. 1894-1905 seneleri arasında Sheffield United’ın kalesini koruyan “Fatty”, bu sürede takımıyla üç kez İngiltere Federasyon Kupası finalinde yer almış, kupayı iki kez kazanmış. 1896–97 sezonunda, Derbyshire takımına karşı oynarken, takımının attığı gole çok sevinince üst direği iki eliyle kavrayarak sallanmaya başlamış, ancak 150 kiloluk ağırlığa dayanamayan direk ortadan kırılınca, maç uzun süre durmuş… Chelsea’nin 150 kiloluk kalecisi William Henry Foulke TURTALARI KİM YEDİ? Sheffield takımıyla 299 maçta sahaya çıktıktan sonra, 1905 senesinde günümüzde bir maç bileti fiyatına denk gelen 50 sterlin ! karşılığında Chelsea’ye transfer olmuş. O dönem Chelsea’nin teknik direktörü Robertson, sahaya çıkarken takımın en bücür futbolcularını “Şişman”ın arkasından koşturarak onun daha azman görünmesini sağlıyor, böylece rakip takım futbolcularının yüreklerine daha maç başlamadan korku salıyormuş. Ancak bir zaman sonra, Fatty hayli asabileşmiş, hırçınlığı ile hemen her maçın olay adamı haline gelmiş. Kimi zaman takım arkadaşlarına kızıp maç esnasında sahayı terk ediyor, kimi zaman tepesini attıran rakip forvet oyuncularını tuttuğu gibi çuval misali fırlatıyormuş. Yemeğe karşı zaafı olan kaleci, yazılanlara göre bir maç öncesinde takım arkadaşları için hazırlanan kahvaltı masasına herkesten önce oturmuş, arkadaşları gelene kadar masada ne varsa afiyetle silip süpürmüş. Maça aç biilaç çıkmak zorunda kalmış talihsiz takım. Türlü garipliklerine rağmen çok sevmiş Chelsea taraftarları şişman kalecisini. Rivayete göre günümüzde Ada futbolunda hafif göbek salmış kilolu futbolcular için sıklıkla yapılan “Who ate all the pies?” Turtaların hepsini kim yedi? tezahüratı ilk kez Chelsea tribünlerinde onun adına söylenmiştir. Fatty’nin bu tezahürata karşılık söylediği, “Beni nasıl çağırırlarsa çağırsınlar, yeter ki yemeğe geç çağırmasınlar!” cümlesi futbol literatürüne geçmiştir. Futbolu bıraktıktan sonra ilerleyen zamanlarda parasız kalınca Bradford panayırlarında kalecilik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışmış. 1916 senesinde, henüz 42 yaşında yoksulluk içinde hayata veda etmiş. Ölüm nedenini zatürre olarak yazmış gazeteler. Ölümünden çok zaman sonra, Graham Phythian 2005 senesinde yazdığı “Colossus The True Story of William Foulke William Fattty’ Foulke” adlı kitabında anlattı şişman kalecinin hikâyesini, meraklısına… PAPAĞANIN ÖLÜMÜ… Rivayete göre, İngilizcede büyük hayal kırıklıklarını anlatmak için kullanılan “Sick as a parrot” Papağan kadar hasta deyiminin kökeni 1919 senesine dayanır. Tesadüf mü bilinmez ama o sene, tam da Arsenal’in, Tottenham’ın yerine 1. Ligde mücadele etmeye hak kazandığı gün, Tottenham’ın maskotu papağan ölür! 1908 senesinde çıktıkları Güney Amerika turu sonrası takım kaptanı tarafından kulübe hediye edilen şirin papağan, 11 sene yaşadıktan sonra, bir anda hastalanır ve o kara günde hayata gözlerini yumar. Tottenham taraftarları arasında, takımlarının o sezon 1. ligde oynayamayacak olması ve papağanın ölümü büyük üzüntü ile karşılanır. Batıl inançları güçlü olanlar, bu kara hadiseyi futbola bağlarlar ve deyim günümüze kadar gelir. Alt liglerden bir hikâyeyle bitirelim futbolun güzel hikâyelerini. 1993 senesinde amatör küme takımı Congleton maçtan önce hayatını kaybettiği söylenen yaşlı, vefakâr taraftarı için bir dakikalık saygı duruşu düzenlemiş onca senenin anısına. Ancak maçtan önce tribünlerde yerini alan yaşlı taraftar kendisi için yapılan saygı duruşuna eşlik etmiş, muhtemel gözyaşlarıyla… Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

ne hasta bekler sabahı hikayesi